TeachIslam TV Channel More TV Channels TeachIslam Quran Radio More Radio Channels
         November, 28 2014           Friday             
Spanish Urdu Arabic French   اردو عربی
Main Menu
Home
Islam, Light to the World
How to be Muslim
New Muslim impression
Allah
Quran
Quran Search
Hadeeth
Muhammad, may peace be upon him
Prophets
Jesus
Companions/Sahabah
Shahadah/Testimony
Prayer
Hajj
Zikr & Dua
Fiqh
Scholars
History
Dawah
Nasheeds
FAQ
Quran Explorer
Ramadan/Fasting
Free Stuff
Islamic Will
Quotes on Islam
Qasida Burda Sharif
Halal and Haram

Prophet'r Letters

Action Item  
Left Artices <
 Articles / Columns
  The Magnificent Journey
  Admonition to Perform Hajj
  Fatwa Against Terrorism.
  Islamic Leadership ebook.
  Questions of Non-Muslims
  Freedom and Islam
 
 Personalities
Tippu Sultan
 Islamic Heritage
Heritage of India
British Muslim
 Nasheed (Downloads)
  Muhammad Nabieuna-II
  Muhammad Nabieuna-III
  Muhammad Nabieuna-I

Contact Us Donate Newsletter
Warasat Foundation

Islam kelimesinin anlami

İslam (Allah'a teslimiyet) Din anlamında Allah'ın emir ve yasaklarına uymayı taahhüt ederek. O'nun yüceliğine teslimiyeti ifade eder. Huzur, barış, tam, emin, özgür, sağlıklı kendisinin yerini tutacak başka bir şey olmayan gibi anlamlara gelen Arabca s-l-m kelimesinden türemiştir. Bir büyük dünya dini olarak İslam bu kelimenin bir anlamını ifade etmekle birlikte, Allah'ın tabiî kuralları ile, Allah'ın hoşlanacağı/kabul edeceği her haraket ve davranış da İslam tarifi içine girer.

İslam'ın ilahî kitabı Kur'an-i Kerim'e göre peygamberimiz Muhammed(s.a.v.) yeni bir din getirmemiş,insanlığı ilk ve asıl dinini yeniden ve kendine has bir şekilde ihyaetmiştir. Hz. Adem (a.s.) peygamberlersilsilesinin ilk peygamberi olarak kabul edilmiştir.

Selam („dokunulmazlık, barış, güvenlik, esenlik“) ve Müslüman („Allah'a teslim olmuş, O'na kulluk eden“) kelimeleri İslam kelimesi ile yakından ilgilidir ve aaynı kelimeden türemişlerdir.

Yine onun ayetlerindendir ki O, size hem korku, hem ümit vermek için şimşeği gösteriyor,yukardan bir su indiriyor da onunla arza, ölümden sonracan veriyor.[30:24]

"Din" kelimesinin manası

Arabça bir kelime olan Din kelimesi 'borç' anlamına gelen deyn kelimesinden türemiştir. Böylece, insanların Yaratıcı ve her şeyin sahibi olarak Allah'a ve Allah'ın yarattıklarına karşı sorumluluk borcuna dikkat çekilmektedir. Böylece İslamî anlaşıya göre hayat aynı zamanda dinî ve ahlakî bir sorumluluk temeli üzerine kurulmalıdır. hayatın her alanında insanların birirleri ile olan ilişkileri, yarıtıcıyla ve diğer bütün yaratılmışlarla olan ilan ilişkileri bu ahlakî temel üzerine kurulur. Böylece Din insanların gerek yaratıcıları ile olan ilişkilerinde ve gerekse kendi aralarındaki ilişkilerde bir sorumluluk ve yükümlülük sisteminin genel adı olur.

Bu ilişkilerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi dinî ahlakî hayat prensiplerinin yaşanması ile mümkündür ki buna (İkametu'd-Din) denilir. Mahkeme-i Kübra'da (En büyük ve adaletten hiç şaşmayan mahkeme) veya Ahiret gününde (Yevmu'd-Din) bu ilişkilerden doğan sorumlulukların karşılıkları tartılıp velicektir. Buna aynı zamanda 'Ceza Günü' (Yevmu'ul Ceza) da denir. Yani, gerek yaratıtıcıya karşı olan sorumluluk ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde ve gerekse insanlara ve diğer yaratılmışlara karşo alan sorumluluk ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde veya getirilmemesinde elde edilen sonuçlar bugünde insanın önüne çıkarılacaktır. Ceza, hem mükafatı/ödülü ve hem de olumsuz anlamda suçlunun karşılaştığı ceza anlamında kullanılmaktadır. İnsanlar böylece, yaratıcı ve yönlendirici alan Allah'ın emir ve yasaklarına olan uyum veya uyumsuzluğa göre 'ceza'larını bu büyük mahkeme gününde göreceklerdir.

İslam'ın Sözlük manası

Daha önceden de işaret edildiği gibi İslam „Allah'a teslimiyet“. anlamına gelmektedir. Bu anlam, kur'an'ın şu ayetine uymaktadır. „İnne'd-Dine inde'llahi'l İslam “. Yani „ Şüphesiz, Allah katında din, İslamdır.“ [3:20]

Bir başka Kur'an ayeti de bu örneğe aynı şekilde uymaktadır: “ De ki: «Allah'a, bize indirilene (Kur'ân), İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O'na teslim olmuşlarız”. "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır." [3:84] [3:85] İslam inancında Tevhid en önemli temel inanç prensibidir. Tevhid de en önemli kural ise, Allah'ın tekliği, insanlığı Allah'ın yaratması ile tek insandan ürediği ve yaratılışın yalnızca Allah tarafından gerçekleştirildiğine inanmaktır. Bu anlamda dünyada var olan her şey, ağaçlar, yağmur damlaları, rüzgarlar bile Allah'ın dilemesi ile oluşurlar. Güneşin, ayın ve yıldızların hareketleri de kendilerine Allah tarafından çizilen sınırlar içinde olmaktadır. Bunlara İslamî istilahta "Sünnetullah" denir, ki bilim buna "tabiî kurallar" demektedir. İşte tüm bu tabiî olaylar ve gelişmeler de bir anlamda İslam sayılır.

İlk din olarak "İslam"

İslam'ın ikinci anlamı da bütün ilahî dinlerin özü ve çekirdeği olmasıdır. Din bilimi ve teolojisinde, insanlığın ilk dininin çok tanrıcılık veya Tevhid olup olmadığı tartışılmaktadır. İslamî anlayışa göre de ilahî dinlerin ve kültürlerin ortaklığı tabiîdir. Zira Kur'an'a göre her kavime çeşitli zamanlarda Allah elçiler göndermiştir. Bu elçilere gelen vahiy, bulundukları kavimlerin diliyle gelmiş, ve kavime kendine göre şeriat verilmiştir.

Burada gündeme getirilmesi gereken bir başka açı da İslam'a göre, her insanın fıtrat üzere doğmuş olmasıdır. Böylece her doğan çocuk İslam üzere doğar ve doğuştan müslüman sayılır.

„İslam“ burada çok şumüllü bir anlam kazanıyor. Buna göre, Allah her kavme peygamber göndermiş ve onlara doğru yolu göstermiştir. Yukarıda, Al-i İmran Suresinin 85'inci ayetinde değinildiği gibi, muslümanlar, Allah'ın diğer peygamberlere gönderdiklerine de iman etmektedirler. Böylece örneğin, Adem, nuh, İbrahim, Musa ve İsa gibi diğer peygamberlere de iman etmek zorundadırlar. , İslamî anlayışa göre müslümanlar, bu peygamberlerin getirdikleri de İslam'dan başka bir şey değildir. Örneğin İsa (a.s.) Al-i İmran suresinde şöyle demektedir. „İsa onların inkârlarını hissedince: “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler: “ Allah yolunda yardımcılar biziz. Allah'a iman ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak müslümanlarız” dediler.“ [61:14]

Ancak diğer tüm peygamberlere ve onlara gönderilen vahiylere iman etmek ortak aslî temeli oluşturmuyor. Bununla birlikte dinî uygulamalar ve namaz, oruç gibi ibadetlerdeki ortaklık da bu temeli oluşturmaktadır.

Hatta kendisini ateist olarak tanımlayan insanlarda bile dinî insanlarla ortak yönler bulmak mümkündür. Çünkü, din olmadan hiç bir kültür oluşmaz. Her insan belirli ahlakî kurallara uyar. Bu kurallar da insanların Allah'a verdikleri ilksöz ile yani sözleşme ile de tescil edilmiştir.“

Sonuç olarak, Allah'a inansın veya inanmasın her insan barış ve özgürlük içinde yaşamak istemektedir. Pek çok müslüman için İslam kelimesinin Silm (barış) kelimesi ile özdeşleştirmesi boşuna değildir. Bilindiği gibi İslam kelimesi de arabca s-l-m kelime kökünden gelmektedir.

Tarihsel ve kültürel değer olarak "İslam"

Bugün müslümanlar arasında tarihî gelişmelerin ve İslam öncesi geleneklerin etkisi altında kalmış bir kültürel çeşitlilik gözlüyoruz. Ta 7. Yüzyıl başlarında ilk müslümanlar gayr-i muslim ülkelere kadar gittiler. Bunun çeşitli sebebleri vardı. Kimisi İslam'ı tanıtmak, kimisi ticarî amaçla, kimisi de peygamberimizin ilim Çin'de' de olsa gidin onu alın hadisi şeriflerine uyarak ilim öğrenmek amacıyla, gayr-i müslim beldelere gidildi.

İslam Avrupa ve Asya'da temel olarak gezgin vaizler (Sufiler) ve müslüman tüccarlar aracılığı ile yayıldı. Özellikle İslam'ın savaş yoluyla yayıldığı görüşü bir kısım çevrelerçe kasıtlı olarak gündeme getirilmektedir. İslami iktidar gücünün yayılması hiç bir zaman başkalarını dininden döndürmek amacı haline gelmemiştir. Hatta zaman zaman müslümanlar uzun yıllar idaresi altına aldıkları ülkelerde azınlıklar olarak yaşamışlardır. Avrupa'nın Güney Batı'sındaki Endülüs tarihi, Yahudi ve Hristiyanlara karşı İslam'ın gösterdiği tolerans ve hoş görünün, bugün bile insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir şahidi olmuştur.

Gayr-i muslimler tarafından sık sık kimi tarihî gelişmeler veya kültürel farklılıklar İslam ile tanımlanır olmuştur. Aslına bakıldığında ise bu gelişmeler veya kültürel farklılıkların İslam'ın temel öğretilerine aykırı oluduğu görülür. Bu gün sadece Almanya'da 42 farklı ülkeden gelen yaklaşık 3,5 milyon yaşamaktadır. bu müslümanlar sadece yemek alışkanlıklarını beraberinde getirmeyip aynı zamanda kendi öz dil ve geleneklerini de getirdiler. Her türlü etnik ve kültürel farklılığına rağmen hepsi de kendini müslüman olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla yerel farklılıklardan kaynaklanan gelenekler ve kültürel farklılıklar İslam olarak tanımlanamaz.
Örneğin Türkiye'den gelen veya kaynaklanan ne varsa hepsini „İslam“ olarak tanımlamak mümkün değildir. Nasıl ki Amerika veya Rusya'dan gelen herşeyin „Hristiyan veya Hristiyanlık olarak“ tanımlanması imkanı yoksa bu da böyledir.

Son Vahiy

İslam, Allah tarafından insanlığa Hz. Muhammed aracılığıyla indirilmiş son dindir. İslam öğretisi öncelikle Kur’an ve Hadis’e, bu ikisi de görüleceği üzere ilahi vahye dayanmaktadır. Hz. Muhammed (a.s.) Kur’an’ı 23 yıl boyunca vahiy geldikçe bölüm bölüm yazdırdı. Hz. Peygamber yazılması gereken vahiyleri “Bunlar bana Allah tarafından melek Cebrail aracılığıyla vahyolundu” diyerek belirtiyordu. Hadis ise Hz. Peygamber’in söylediği, yaptığı veya sahabelerin yapmasına izin verdiği şeylerin derlenmesidir. Onun söylediklerinin kaydedilmesi ve yaptıklarının tasvir edilmesi sahabeler tarafından kendi inisiyatifleriyle ve şüphesiz kendi kapasiteleri ölçüsünde gerçekleşmiştir.

İlk vahyin nazil olduğu Hira mağarası

Hz. Muhammed (a.s.) Kur’an’ı yazdırırken O’nun ilahi vahiyle geldiğini söylerdi. Hz. Peygamber Kur’an’ın bütününü tek seferde dikte etmedi. Kur’an parça parça ve zaman zaman inen vahiylerin biraraya getirilmesinden oluşmuştur. Hz. Peygamber yazılanları dikte etmekle kalmaz aynı zamanda tekrar tekrar okur ve böylece yazıcı tarafından yapılabilecek hataların da önüne geçerdi.

Ayetler geliş sırasına göre dizilmemiştir. Vahyolan her ayetin yeri Hz. Peygamber tarafından açıkça belirtilmiştir. Gelen vahiylerin Hz. Peygamber tarafından vahiy katiplerine yazdırılması ve ashap tarafından ezberlenmesi yoluyla Kur’an ilk günkü haliyle hiç bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaşmıştır.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed (a.s.)’dan nakledilenler Hadis olarak adlandırılır. Hadisler, Hz. Peygamberin söyledikleri veya yaptıklarının tasviri olabileceği gibi O’nun arkadaşlarının davranışları karşısında aldığı tavırlar da olabilir. Sahabede gördüğü bazı davranışlara karşı çıkmayarak onlara dolaylı yoldan onaylaması, söz ile ifade etmiş veya kendisi de benzer davranışlarda bulunmuş olmasa da, hareketin meşru olduğunu gösterir. Hz. Peygamber insanlara dini öğretmekle kalmamış, öğretisini hayatının her alanında da uygulamıştır. Bu durum müslümanlar için Hadisin önemini artırmaktadır.

Peygamber olduğu kendisine bildirildikten sonra Hz. Muhammed 23 yıl yaşadı. Ümmetine kendisinin titizlikle uyguladıgı bir din teslim etti. Bir devlet kurdu ve bu devletin başında çok başarılı bir yönetim sergiledi. İçeride barışı ve düzeni sağladı. Dışarıdan gelen saldırılarda ordusunun başına geçti. Halk arasındaki anlaşmazlıkları çözdü. Suçluları cezalandırdı ve insan hayatının her alanında bir Hayat Peygamberi olarak ortaya çıktı. Evlendi ve aile hayatıyla insanlara örnek oldu. Tüm bunların yanında kendisini ilan ettiği hukukun üstünde görmemiş olması çok önemlidir. Buradan anlıyoruz ki, O’nun sünneti özel ve kişisel bir örnek değil, öğretisinin eksiksiz uygulaması ve açıktan yapılmış bir tefsiriydi.

„Doğrusu Allahkatında din, İslâm'dır.“ [3:19]
„Ey Muhammed! De ki: “Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım..“ [46:9]
„Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir..“ [42:13]
„Gerçekten Allah,Adem'i, Nuh'u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkinkıldı..“ [3:33]
Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez ." [10:48], Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkar edenlerin sonu nasıl olmuştur!" [16:37]
Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. [14:5]
"Biz, her ümmete, uygulamakta oldukları bir ibadet tarzı gösterdik ..." [22:68]
Bir başka rivayette ise : " İlim talep etmek her müslümana farzdır.!"

 
Speakers/Authors
Abdul Wahid
Maulana Umer Farooqi
Abd-Allah ibn Baaz
Abdul Raheem Green
Abdullah Hakim
Abdul Hakeem Murad
Abdur Rahman Khaliq
Ahmed Ali
Ahmed Deedat
Ali Al-Tamimi
Amin Islahi
Aminah Assilmi
Anwar Al-Awlaki
Ashraf Ali Thanvi
Bilal Philips
Dawood Adib
Dawud Wharnsby Ali
Dr. Ghulam Murtaza
Dr. Shahid Athar
Dr. Zakir Naik
Farhat Hashmi
Gary Miller
Ghulam Nabi Falahi
Hamza Yusuf
Harun Yahya
Imaam Al-Albaane
Ingrid Mattson
Imam Ibn Qayyim Al-Jawziyah
Jamal A. Badawi
Junaid Jamshed
Jamal Zarabozo
Karen Armstrong
Khalid Yaseen
Khurram Murad
Maulana Maududi
Mufti Abdur Rauf Sakharvi
Muhammad Al-Shareef
Muhammed Syed Adly
Muhammed Ibrahim
Mustapha Abu Maryam
Moulana Umâr Palanpuri
Nancy Ali
Salih Al-Munajjid
Shabbir Akhtar
Shaykh Abd-ul-Muhsin
Sheikh Uthaymeen
Sister Ama Shabazz
Suhaib Webb
Syed Qutb
Taqi Usmani
Tariq Jameel
Yahya Ibrahim
Yasir Qadhi
Yousuf Islahi
Yousuf Islam
Yusuf Estes
Zaid Shakir
Ziaullah Khan

Portions of content © 2010 Teachislam.com                                                 _